Günaydın Uzaylı Zekiye
Güneş'in, çığlık atan alarmını ertelemekten vazgeçip işe gitmek üzere yola koyulduğu, Ay'ın "Kolay gelsin kardeş!" diyerek vardiyasını tamamladığı şu saatlerde ben yine kendiliğimden uyanmış ve geri uyuyamamanın verdiği hüzün ile boşluğu izliyorum. Bir de suçluyorum bu evrende sadece biz, bizim dertlerimiz, bizim mutluluklarımız, bizim hayallerimiz varmışçasına düşünen beynimi.
Mesela belki Plüton dertleşecek biri bulmak umuduyla sesi kısılıncaya kadar bağırıyor boşlukta bir takım fizik kurallarını bilmeden. Ki keşke dört tekerlekli bisikletlerimize binip gidebilseydik yanına. Emin olun kucak açardı bize ve duygusal birkaç ışık yılından sonra, beraber üç şekerli çaylarımızı içerken o da bize anılarını anlatırdı. Sonra yakın zamanda dertlerini kaldıramayıp intihar eden yıldız komşusundan bahsederdi belki ve biz de o sırada dilek tuttuğumuz için suçlu hissederdik kendimizi. Daha sonra yeniden gelme sözü verip diğer gezegenlere uğrardık, mesela Satürn'e. Halkasında pedal çevirirdik çok yorulacağımızı bilerek. Eğer şanslıysak bir nötron yıldızıyla karşılaşırdık kim bilir, tutuşurduk el ele, hazır hızla dönüyorken bizi dünyanın yakınlarına uçurmasını rica ederdik. Göz altı torbaları çıkmış yaşlı dünyamıza savrulurken de, teşekkür ederdik kendisine, bir de sonunun diğer kardeşleri gibi olmaması için dua ederdik içimizden.
Bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini bilerek sıyrılıyorum düşüncelerimden. Biliyorum ki yapabileceğim en büyük şey balkondan el sallamak olacak utancından kıpkırmızı olmuş Mars'a. Ama olsun, evren, bazen gökyüzüne baktığımda bunun arkası uçsuz bucaksız biliyorsun değil mi diye kendi kendimi korkutsam da güzel, içinde bir kum tanesi kadar bile olmadığımı bilsem de güzel. Çok güzel.

Yorumlar
Yorum Gönder